Biçimi boşver, yeter ki ruhun “amorf” olmasın!… Şefik Kahramankaptan

Başlığa bakıp da hemen “Durup dururken bu amorf sorunu da nereden çıktı?” diye düşünmeyin.

“Amorf” kavramının tartışılması, üzerinde düşünülmesi ve böyle “biçimsiz” bir kavramdan yola çıkılarak sanat adına neler yapılabileceğinin irdelenmesi açısından, Mart ayında Ankara’da ilginç bir etkinlik izledik. Nisan’da da aynı sergiyi İstanbul izleyecek.
Hülya Koçulu’nun “Amorf/lar” başlıklı düzenlemesi, Devlet Resim ve Heykel Müzesi girişindeki büyük galerinin tüm duvarlarını, tabandan tavana kaplıyordu. İçinde bulunduğumuz yılı vurgulayan, tam 2001 tane amorfmasktı duvardakiler…

Tümünün bir köşesinde, yüzünün amorf kalıbı alınmış kişilerin ad ve doğum yıllarının kendi el yazılarıyla bulunduğu küçük birer etiketçik iğnelenmişti.

1990’dan bu yana çeşitli yarışma ve sergilerde adını duyuran, özellikle de “düzenleme” tarzı işleriyle dikkati çeken Hülya Koçulu, bu kez çok “insancıl” bir konuyu yakalama başarısını göstermişti. Konunun bulunup uygulama kararının alınması, herhalde işin en önemli bölümüydü. Ardından işçilik geliyordu.

Bu, sağlığa zararlı olmayan özel bir karışım emdirilmiş A4 normundaki kağıtlarla, model olarak kullanılacak, yüzünün amorfunun sergide yer almasını kabul eden insanların “kendi amorfunu kendin yap” işleminden ibaretti. Koçulu, önce işlemi tanımlıyor, sonra denek kağıdı yüzüne yerleştirerek, girinti ve çıkıntıların vurgulanabilmesi için sıvazlamayı yapıyordu. Her bir amorf mask için bir dakika yeterliydi. Toplam 2001 dakika…. Sadece işlem için harcanan süre bu… Gelişi, gidişi, kimi denekleri ikna ve bilgi verme sohbetleri… Günlerce uğraştı Koçulu… Bir binadan çıktı, bir yerleşkeye koştu…

Kimler yoktu ki 2001 amorfun arasında? Sanatçılar, bilim adamları, öğrenciler, sanatseverler, gazeteciler… Sadece bir gruba rastlamak mümkün değildi. Politikacı yoktu! Bu durumu da Hülya Koçulu “Onların bana verecek yüzleri yok ki” diye açıklıyor. Doğrusu, sadece amorf açısından değil, genel anlamda da hayli anlamlı bir açıklama değil mi?

Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden, Halil Akdeniz atölyesi 1991 mezunu olan Hülya Koçulu’nun bir hayli maliyeti olan bu “etkinlik” ve “düzenleme”sinin sponsorluğunu Nurol Holding yaptı. Sanata anlamlı bir destekti bu…

İnsanlar, hele sanatla yakından ilgili değillerse, “kendilerinden bir şeyler buldukları” sanatsal ürünlere kendilerini daha yakın hissederler. Türkiye’de resime ilgi artarken, figüratif çalışmaların soyuttan daha fazla bakıcı ve alıcı bulmasının en önemli nedenlerinden biri budur.

Benim “düzenleme” dediğim “enstalasyon” ve “etkinlik” dediğim “performans” türü çalışmalar son yıllarda “çağdaş yaklaşım” adına çok gözde, ama izleyicisi az… Hülya Koçulu, bu çalışma için seçtiği konuyla, bu handikapı kendiliğinden aşmış oluyor. Çünkü amorfların modelleri ayrı insanlar… Herkes kendi amorfonun nasıl olduğunu, duvarda nasıl durduğunu,

hatta yüzlerce amorfun birarada bulunduğu duvarda nerede yer aldığını merak edip duruyor! Nitekim açılış sırasında da insanlar “kendi”lerini arayıp duruyorlardı.
Koçulu yüz kalıplarını çıkarırken, herkesten bu çalışmayla ilgili duygularını kısaca kağıda dökmesini istiyordu. Galiba en kısasını ben yazmışım:

“Buradaki amorflar arasında ben de varım… Demek ki insanım…”
İnsanın kendi yüzünün ne denli “amorf‐biçimsiz” olabileceğini, ama bu biçimsiz masklar yığının topluca bir estetik anlatımı sergilediğini görmesi hoş bir şey.
Zaten toplum olarak da, sanat çevresi olarak da biçimsel amorflardan hiç zarar görmedik bugüne değin. Yeter ki ruhlar amorf olmasın…

Şefik Kahramankaptan
Sanat Eleştirmeni

Don’t care about the form, if only your spirit were not “amorphous!”… Şefik Kahramankaptan

Looking at this headline, don’t think immediately like, “Where has this amorphous issue come up?” With regard to discussing, thinking over the amorphous concept and considering what could be done on behalf of the art by starting from such a “formless” concept, we watched an interesting activity in Ankara. İstanbul will also be watching the same exhibition. Hülya Koçulu’s arrangement under the headline of “Amorphous/es” was covering the entire walls of the big gallery at the State Painting and Sculpture Museum’s entrance from base to the ceiling. On the walls were exactly 2001 amorphous masks stressing the century we have been in…

All the masks had been pinned on one corner with a small label where the names and birth dates were hand‐written by the people and the faces of whose were put into an amorphous form.

Gaining her publicity with a lot of competitions and exhibitions since 1990 and drawing attention especially by her “arrangement” works, Hülya Koçulu had shown a big success in catching an extremely “humanistic” subject this time. To find the subject and to decide about the application of it was, perhaps, the most important section of the work. Following was the workmanship.

The work was composed of an A‐4 norm papers that are absorbed with a special mixture harmless to the health. The people to be used as a model accepted their amorphous faces to take part in the exhibition. It was an operation of “Do your amorphous by yourself.” Koçulu was formerly describing the operation, then the test subject [informant ‐ people doing their amorphous] was placing the paper on his face to plaster the hollows and projections on it.

One minute was enough for each amorphous mask. Totally 2001 minutes… Time spent for this operation was only this… Come, go, talk to persuade some informants and give information. For days, Koçulu tried hard. She left one building and ran into the other…

Who wasn’t among the 2001 amorphous? Artists, scientists, students, art lovers, journalists… It was not possible to meet only one group. There weren’t any politicians! Hülya Koçulu is explaining this situation as, “They don’t have a face to give to me!” Frankly speaking, not only with regard to an amorphous, but also within its general meaning, isn’t it a very meaningful explanation?

Being a graduate of Bilkent University and Halil Akdeniz Studio in 1991, Hülya Koçulu held this extremely costly “activity” and “arrangement” under Nurol Holding’s sponsorship. This was a meaningful support for the art…If the people aren’t closely interested in the art, they feel themselves closer to the artistic works where “they have found something about themselves.” As the interest for painting is increasing in Turkey, this is one of the most important reasons of figurative works that is finding more spectators and buyers than the abstract ones.

These kinds of works; “installation” that I called “arrangement” and “performance” that I called “activity” has been very popular on behalf of the “contemporary approach” but their

spectators are few… Hülya Koçulu is spontaneously overcoming this handicap with the subject she has chosen for this work because the models of the amorphous [forms] are different people… Everybody is wondering how his amorphous looks like, how it looks on the wall and even among thousands of amorphous faces where his face is located on the wall! Actually at the time of the exhibition, people were looking for “themselves.” While the faces are being cast, Koçulu was asking everyone to write their feelings about this work shortly on a piece of paper. I guess I had written the shortest:

“I’m also among the amorphouses here… That means, I am a human…”
It is a pleasant thing to see how “amorphous‐formless” a person’s face can be, and how the

collection of all these formless masks exhibits an aesthetical meaning as a whole.

Both as a public and an artistic society, we haven’t had yet experienced any harms coming from these formless masks until today. If only the spirits weren’t amorphous…

Şefik Kahramankaptan
Art Critic