“DAHA ÖNCE KENDİNİ HİÇ BÖYLE GÖRMEMİŞ MİYDİN?”

İki türlü işlevi vardır maskın: Çehrenin bire bir alınmış kopyası olarak mask, ait olduğu kimliğin sanal bir taşıyıcısıdır. Genellikle karnaval ve eğlencelerde, kimi dans partilerinde yüze geçirilen ve ilk işlevin aksine, kimliği gizlemeyi amaçlayan mask ise, herhangi bir aidiyet işareti taşımaz. İlkçağda, Romalılar döneminde. ölen kişinin alçıdan maskı çıkarılır ve bu mask, ilgili olduğu kişinin anısını geleceğe taşısın diye atriumda saklanırdı.

İnsan çehresi, önce resim,daha sonra fotoğraf yoluyla belgelenebilir bir düzeye ulaşınca,bu tür maskın ritüel bir değer yansıtmaktan öte fazla bır işlevi kalmadı. İlkel insan topluluklarının dinsel törenler sırasında,yüzlerine taktıkları masklar ise,bu ritüe| işlevin bir başka göstergesini oluşturur.Kötü ruhları kovan,iyi ruhları çağıran ve dinsel törenin amaçladığı trans işlevinin yerine gelmesinde bir araç hizmeti gören maskın arkasındaki insan artık onun bir parçasıdır.

Nietzsche, insanın “kendisi” olmasının koşulunu, kim olduğunu hiç mi hiç bilmemesine bağlamıştı.Ona göre “nosce te ipsum” (kendini tanı),yokulmaya götüren bir yoldu. Bunun karşıtı, kendine ve kendi çehresine yabancılaşmaktır. Kuşkusuz böyle bir yabancılaşmayı önermiyordu bize Nietzsche; hayattaki yanlış adımların,ara sıra sapılan yan yolların, gecikmelerin, kendine göre bir anlamları ve değerleri olduğunu öne sürüyordu. Belkide çehreye geçirilen mask, aynaya yansıyan görüntümüzün ötesinde, kendimizi “bir başkası” olarak düşünme ve yargılama olanağı sağlıyordu bize. Kendimiz hakkında düşünürken,mask, kendimizi bir başkasının yerine koyarak kendimize bakmamız için pratik bir çözüm yerine geçiyordu belki de,

İnsan, kimliğini açığa vurmaktan çok, gizlemekten yanadır. Bunu gerçekleştirebilmenin ise, insan yapısıyla yakın bir ilgisi var. Dışavurulamayan, o nedenle de hep örtülü kalan istek ve arzular, gerçek çehre, maskı itebilir de çekebilir de.

Hülya koçulu’nun 2001 kişinin çehresine uyarladığı çoğul mask örnekleri,ait oldukları çehrelerin,dışarıdan bakıldığında hemen tanınabilecek kalıplarını içermiyor.Durum böyie olunca,modelin bunu itmesi ya da benimsemesi gibi bir eylem,burada söz konusu olmaktadır.Müzenin dört duvarını ve ara panoları,yukardan aşağı dolduran mask dizileri, bu açıdan bakıldığında, bir enstalasyon gösterisinin tekil objeleri olmaktan çok,anonim nitelikli bir bütünlüğü yansıtıyor.Sergi için “amorf/lar” adının seçilmesine de bunun bir kanıtı olarak bakabiliriz, Zaten onun amacı morfik bir çehreyi, onu biçimlendiren kişilik hatlarıy|a belgelemek değil, onunla başka çehreler arasında, herhangi bir “nesne-yapı” olarak içerdiği ortaklaşa anlamı vurgulamaktır. Dolayısıyla, masklara ayrı ayrı iliştirilmiş isimlerin kendilerini doğrudan göstergeleyen sıradan bir döküm olarak değil, bu
döküm içinde ilişkilendirilmiş kavramsal nitelikli bir çabanın ürünü açısından yaklaşmak gerekecektir bu çalışmaya.

Söz konusu masklar bütününe, bir “biçim” ya da amorf anlamında “biçimsizlik” modifikasyonu gözüyle de bakılabilir. Kuşkusuz kendi bağlamında,özel ve doğrudan doğruya kendi yöntemiyle bağımlı bir modifikasyondur,bu çalışmanın örnekleri .İnsan çehresinin fizik yapısını, ortak bir kodlama sistemini açığa vuracak biçimde ve çoğul örnekler aracıiığıyla ilişkilendiriyor.Bu noktadan yola çıkarak, çoğulluk (pluralite)kavramının , gerçekte farklılık kavramını derinleştiren bir deneyim kapsamında bile geçerli olabilecek sonuçlar verdiğini, verebileceğini kanıtlamak istiyor.

Gene Nietzsche’ye dönelim: İnsan denen “çalgı” nasıl bir “çalgı” olursa olsun,
nasıl uyumlanırsa uyumlansın,ondan dinlenebilir bir şeyler çıkarmazsa,kendini hasta olarak görüyordu Nietzsche “Ecce Homo”da (çev,Can Alkor) Ve ilave eder:kendilerini hiç böyle işitmediklerini kaç kez duymuşumdur o “çalgı”lardan”.
Koçulu’nun sergisini – estalasyonunu – oluşturan ve kendiside onların içinde yeralan izleyici, bu mask ormanında dolaştığında, aslında kendisininde “ötekiler” gibi, ötekilerden farksız biri olduğunu gördüğünde, göstereceği tepki, “kendisini hiç böyle görmediği” biçiminde OLACAKTiR.

Prof. Dr. Kaya Özsezgin
Sanat Eleştirmeni

“HAVEN’T YOU EVER SEEN YOURSELVES LIKE THIS BEFORE?”

The mask has two functions: The mask as a one-to-one proportioned copy taken from the face is a virtual carrier of an identity to whom it belongs. Contrary to its first function, the mask aiming to hide the identity doesn’t carry the state of belonging usually in carnivals, entertainments and some parties where the people wear. During the Antiquity in Romans’ period, the mask of a dead person used to be taken out from the plaster [death mask] and this mask used to be kept in the atrium to carry the reminiscence of its related person into the future. When the human’s face reached to a level to be confirmable with the documents, by means of paintings first and photographs thereafter, this kind of mask could not be valued far beyond its ritual function. The masks that the primitive mankind societies wear during the religious ceremonies show another indicator of the ritual function. Dismissing evil spirits, calling for good spirits, the mask is a means of service that performs trans function of the religious ceremony. From now on the human being behind the mask becomes a part of it.

Nietzsche had based the human’s “becoming himself” on condition that he had never known himself. According to him, “nosce te ipsum (knowing yourself)” was a way to get us to destruction. The opposite of it is to be alienated to himself and his face. Undoubtedly, Nietzsche wasn’t offering such alienation to us; he was simply suggesting that the steps wrongly taken throughout the life, the side  ways   sometimes   deviated and the delays should have their own meanings and values. When worn on the face, the mask, rather than our images reflected on the mirror, was providing us the opportunity to think and judge ourselves as someone else. And maybe the mask was replacing a practical solution to look through us by putting ourselves into someone else’s position while we were thinking about us.

A human is much more in favor of concealing his identity than revealing it. In order to be able to manage this concealment, we have to make a close relation with the human structure. Because of not being revealed, and always being covered, wishes and demands are put into practice more easily in case the real face is masked. Face can both drag and draw the mask.

The plural mask samples Hülya Koçulu applied on the faces of 2001 people don’t hold the face forms to be recognized immediately like their originals when looked outside. As this is the situation, it is out of question that the model could drag or consider it as his. The mask series filling up the four walls of the museum and panels reflect an anonymous unity rather than a single object of an installation show. Calling the exhibition as amorphous can also prove it. In fact, its aim is not to confirm a morphed face with documents by means of personality figures giving a shape to it, but to stress the common meaning the mask involves as “an any object-structure” between the other faces and itself. For this reason, not as an ordinary cast directly indicating themselves with separately attached names do we need to approach the masks. But, it should be necessary to approach them with regard  to an outcome of a conceptual qualified effort having inside relations within this cast.

We could look upon the entire masks in question as a “form” or “formless” modification with the meaning of an amorphous. Undoubtedly, the models of this work are dependent modifications with its private and direct method  in itself. This works has a connection with the physical structure of human face in a way to reveal a common coding system through pluralized models. At this point, the work wants to prove that, even though existing within the content of experience deepening the differentness, the concept of plurality gave and would be able to give logical results.

Let’s now return to Gene Nietzsche: Nietzsche in “Ecco Nomo” says that a human being is called as “an instrument”. Whatever “an instrument” it is and however it is adjusted; if it is unable to come up with things to be listened to, human finds himself “sick.” (Translated by can Alkor) And adds: “How many times had I heard from those “instruments” that they had never been able to hear themselves like that before.

In Hülya Koçulu’s exhibition-installation- the spectator even being a part of it himself, when stepping around this forest of masks, would see that he himself, in fact, is like “the others” and he is not different from the others. His probable reaction will be in the way that “he has not seen himself like that before.”