‘Biçim’le ‘biçimsiz’lik arasında ince çizginin kesin noktasında yer alır amorf. Biçimden yola çıkılarak ulaşılan biçimsizliği işaretler. Bir başka söyleyişle, sanatsal üretimde, biçimin erişkinliği, yorumun deformasyonuyla örtüşerek elde edilir amorf formlar. Bu eylemin özünde saklı olan biçimin mükemmelliğidir aslında. Bozulan, biçimsizleşen form, kesintisiz karşılaştırmalarla, durmaksızın biçimin mükemmelliğine göndermeler yapar. Ayrıntıdan bütüne ulaşan bütün aşamalarda ortaya çıkan biçimsizlikler biçimin doğrularını vurgulayan imgelemleri çağrıştırırlar.

Bir biçimden yola çıkıp, bir formdan yararlanarak o biçimi ve formu anıştıran, fakat farklılaşımın belirlediği değişimle yeniden bir biçime dönüşen formlar yaratmak sanatçıların ilgi alanlarının vazgeçemezlerindendir.

Bu anlamda Hülya, bireyin, bireyselliğin açılımını tanımlayan bir formu, yüzü ele alan ve onu yeniden biçimlendirmeyi demeyen bir çalışma programı içinde üretir yapıtlarını. Önemli yüzlerden yola çıkar öncelikle.. Tanıdık, bildik yüzler üzerinde yoğunlaşır. Yavaş yavaş çevremizi saran yüzler gibi onlar da çoğalırlar. Görme anına koşut bir süreç içinde tüketilen, unutulan, bellek yorgunluğu içinde unutulup giden yüzlerin anlamına koşut bir uygulamayla ele alınır yüzler. Tüketime açık bir üretimin içinde yeniden kurgulanır bu yüzler. Birey gibi, doğanın ekolojik dengesi içinde yok olma sürecine koşut bir tüketim malzemesi olan kağıt ile gerçekleştirilir bu işler.

Tasarım sanatçınındır. Uygulamaysa seçilen yüzün bireyi tarafından gerçekleştirilir. Tanımlamalar ve yönlendirmelerle yüzden alınan kalıp, amorf biçim dondurularak saklanır. Biçimlerin amorflaşması öncelikle bireylerin kendi üretimlerini ve tasarımı geliştiren sanatçının katılımını birleştirir. Bu aşamada antik çağlardan günümüze uzanan süreç içinde yüz/ mask, biçim, amorf arasında kurulan ilişki sorgulanır. İzleyiciyse bu sorgunun içinde bulur kendisini. Yüzle yüzleşir bir anlamda..

Dr. Kıymet Giray 20.02.2001 Ankara

Hülya Koçulu’nun Mask Enstolasyonları

kaya-ozsezginİki türlü işlevi vardır maskın: Çehrenin bire bir alınmış kopyası olarak mask, ait olduğu kimliğin sanal bir taşıyıcısıdır. Genellikle karnaval ve eğlencelerde, kimi dans partilerinde yüze geçirilen ve ilk işlevin aksine, kimliği gizlemeyi amaçlayan mask ise, herhangi bir aidiyet işareti taşımaz. İlkçağda, Romalılar döneminde, ölen kişinin alçıdan maskı çıkarılır ve bu mask, ilgili olduğu kişinin anısını geleceğe taşısın diye atriumda saklanırdı. İnsan çehresi, önce resim,daha sonra fotoğraf yoluyla belgelenebilir bir düzeye ulaşınca,bu tür maskın ritüel bir değer yansıtmaktan öte fazla bir işlevi kalmadı.İlkel insan topluluklarının dinsel törenler sırasında,yüzlerine taktıkları masklar ise,bu ritüel işlevin bir başka göstergesini oluşturur.Kötü ruhları kovan,iyi ruhları çağıran ve dinsel törenin amaçladığı trans işlevinin yerine gelmesinde bir araç hizmeti gören maskın arkasındaki insan artık onun bir parçasıdır.

Nietzsche, insanın “kendisi” olmasının koşulunu, kim olduğunu hiç mi hiç bilmemesine bağlamıştı.Ona göre “nosce te ipsum” (kendini tanı),yokulmaya götüren bir yoldu. Bunun karşıtı, kendine ve kendi çehresine yabancılaşmaktır. Kuşkusuz böyle bir yabancılaşmayı önermiyordu bize Nietzsche;hayattaki yanlış adımların,ara sıra sapılan yan yolların,gecikmelerin, kendine göre bir anlamları ve değerleri olduğunu öne sürüyordu.Belkide çehreye geçirilen mask, aynaya yansıyan görüntümüzün ötesinde, kendimizi”bir başkası” olarak düşünme ve yargılama olanağı sağlıyordu bize.Kendimiz hakkında düşünürken,mask, kendimizi bir başkasının yerine koyarak kendimize bakmamız için pratik bir çözüm yerine geçiyordu belki de.

İnsan,kimliğini açığa vurmaktan çok, gizlemekten yanadır. Bunu gerçekleştirebilmenin ise, insan yapısıyla yakın bir ilgisi var. Dışavurulamayan, o nedenle de hep örtülü kalan istek ve arzular, gerçek çehre,maskı itebilir de çekebilir de.

Hülya koçulu’nun 2001 kişinin çehresine uyarladığı çoğul mask örnekleri,ait oldukları çehrelerin,dışarıdan bakıldığında hemen tanınabilecek kalıplarını içermiyor.Durum böyle olunca,modelin bunu itmesi ya da benimsemesi gibi bir eylem,burada söz konusu olmaktadır.Müzenin dört duvarını ve ara panoları,yukardan aşağı dolduran mask dizileri,bu açıdan bakıldığında, bir enstalasyon gösterisinin tekil objeleri olmaktan çok,anonim nitelikli bir bütünlüğü yansıtıyor.Sergi için “amorf/lar” adının seçilmesine de bunun bir kanıtı olarak bakabiliriz.Zaten onun amacı morfik bir çehreyi, onu biçimlendiren kişilik hatlarıyla belgelemek değil, onunla başka çehreler arasında, herhangi bir “nesne‐yapı” olarak içerdiği ortaklaşa anlamı vurgulamaktır. Dolayısıyla, masklara ayrı ayrı iliştirilmiş isimlerin kendilerini doğrudan göstergeleyen sıradan bir döküm olarak değil,bu döküm içinde ilişkilendirilmiş kavramsal nitelikli bir çabanın ürünü açısından yaklaşmak gerekecektir bu çalışmaya.

Söz konusu masklar bütününe, bir “biçim” ya da amorf anlamında “biçimsizlik” modifikasyonu gözüyle de bakılabilir. Kuşkusuz kendi bağlamında,özel ve doğrudan doğruya kendi yöntemiyle bağımlı bir modifikasyondur,bu çalışmanın örnekleri .İnsan çehresinin fizik yapısını, ortak bir kodlama sistemini açığa vuracak biçimde ve çoğul örnekler aracılığıyla ilişkilendiriyor.Bu noktadan yola çıkarak, çoğulluk (pluralite)kavramının , gerçekte farklılık kavramını derinleştiren bir deneyim kapsamında bile geçerli olabilecek sonuçlar verdiğini, verebileceğini kanıtlamak istiyor.

Gene Nietzsche’ye dönelim: İnsan denen “çalgı” nasıl bir “çalgı” olursa olsun,nasıl uyumlanırsa uyumlansın,ondan dinlenebilir bir şeyler çıkarmazsa,kendini hasta olarak görüyordu Nietzsche ”Ecce Homo”da (çev.Can Alkor) Ve ilave eder:kendilerini hiç böyle işitmediklerini kaç kez duymuşumdur o “çalgı”lardan”. Koçulu’nun sergisini – estalasyonunu ‐ oluşturan ve kendisde onların içinde yeralan izleyici, bu mask ormanında dolaştığında, aslında kendisininde “ötekiler” gibi, ötekilerden farksız biri olduğunu gördüğünde, göstereceği tepki, “kendisini hiç böyle görmediği” biçiminde OLACAKTIR.

..

Kaya Özsezgin

Sonuçtan öte, yaşanılan süreç önemli… Yüzler; sürecin anlık yansımaları, yaşamın bir “an”ı.

Muammer BozkurtSanatçı

İnsanın doğasına, trajik ve komik tüm hallerine, birey ve/ya insanlık olarak barındırdığımız çelişkilere yöneldiğimizde karşımıza çıkan, tarih kadar eski, bir yaratım‐anlatım yoludur masklar, sanatçının vazgeçemeyeceği.

Turan AksoySanatçı

Yüzüme kendi parmaklarımın şekil vermesi çok büyüleyici ve heyecan verici bir deneyimdi. Teşekkürler.

Canan İmsakYazar

Buradaki amorflar arasında ben de varım… Demek ki, insanım…

Şefik Kahramankaptan

Sudaki aksini seyreden insanla aynı şeyleri hissettim. Hatta belki, o’ndan daha şanslıydım. Çünküi, suda kendini gören insan muhtemelen bir hayret ifadesiyle karşılamıştı o anı. Dolayısıyla sudaki aksi de, aynı hareketleri tekrar etmişti…Ama ben, elimde tuttuğum ben’in, istemediğim sürece konuşamayacağını biliyordum. Ya da ben oynatmadığım sürece kımıldamayacağını… Yani bu “kendi resminin İçine girmek ve dokunmak” gibi. Teşekkür ediyorum

Ünsal Ünlü

Mask tamam da, sanatçı bana “Yüzümü istediğini” söylediğinde, kendimi Tedirgin hissettim. Maskın alınması kendi yüzümle karşılaşma fırsatı verecekti. Başkaları için de o yüzü sorgulama imkanı ama…

Hanife ŞenyüzRadikal

Yüzümden mask alı(nı)rken sanki yüzümü iyice tanımak istiyormuşçasına ya da ilk kez tanıyormuşum gibi bir duygu yaşadığımı hissettim.

Zafer Gençaydın

Herkesin senden binlerce dileği varken, ben sadece sana gelecekten bir parmak bal çalmaya niyetli bu sureti yolluyorum. Hoşgeldin yeni binyıl…

Melis Şenerdem

Zorlu ve mücadeleli bir çalışma gününde Hülya’nın yanında yer aldım. O gün kendimi işin bir parçası olarak hissetmem, insanların gerçek yüzleriyle beni karşılaştırdı. Bu zorlu serüveninde yolun açık ve engelsiz olsun.

Emre Okçuer

Kendime sakladıklarımın saklandıklarımla buluştuğu yerden yaşama açılmak, ince çizgilerde ele vermek yüreğinin fırtınalarını…

Cansu Çamlıbel

Onca yüzsüz arasında avuçlarım yüzümde Onca yüzsüzün yüzünde bir yüz, sadece bir yüz arıyorum
Yüzü aydınlık bir yüz
Namuslu bir yüz
Yüzyılın ardında duracak bir yüz

Şule Akhan

Bir grup gazetecenin maskının yapıldığını öğrenince aklıma hemen şu soru geldi: Bu kadar suratı asık insanın maskını görüp de, kim ne yapacak ki?
Ama Hülya Hanım’ın üç boyutlu analizini dinleyince, suratı asık gazeteci masklarının aslında toplumun aynası olabileceğini duyumsadım.

Cahit UyanıkFinansal Forum

Hülya, hem Bilkent’li yıllarında öğrencim hem de bugün sanat ortamımızda bu 2001 projesiyle oldukça iddialı ve önemli bi çıkış yapan genç bir meslektaşım. Hülya’nın kendi özel yaşamından hareketle sürekli çevresindeki öteki insanlara yönelik genişleyen ve sayısal olarak içine girdiğimiz milenyumu simgeleyen 2001 insan yüzünden oluşan amorflarında, sanatı ve yaşamı bir bütün alan bir dizi dönüşümler/dönüştürmelerle karşılaşmaktayız.

Prof. Dr. Halil AkdenizSanatçı

Bir kez diş kalıbım alınmıştı,bir işe yaradığını sanmıyorum.Köprüden toptan vazgeçmiştim.Bu kez suratımın kendisi köprü işlevini yükleniyor.

Hadi bakalım…

Nuran TerzioğluGaleri Apel

Nefes almakta biraz güçlük çekiyorum ve rahatsız oluyorum, Öff aman…

Nurdan Yavaş