“Sana bir bilmecem var!” der gibi baktı yapıt.
Ve yaklaş diyerek dile getirdi istediğini.
Yerimden kalkıp yanına doğru gittim.
Gitmekle kalmayıp yavaşça öne doğru eğildim.
Bana açtığı iç mekanında kaybolmak istedim.
Her yapıtın kendi içinde saklı bir bilinme isteği vardır.
Tıpkı bir bilmece gibi.
Soruyu sorar; yanıtını ister.
Bazen de her yanıtın içinden çıkan yeni bir sorunun en başındakini silip, yok etme gücü vardır.
Bu bir tehlike anı mı? İşte bir soru! Yanıtı nereder saklı?
İşte, yeni bir soru!
Hızla bir yenisi belirip, aynı hızla silinip kaybolmakta; bazen de izleyenin yanıt hakkını elinden alıp kendi içindeki kuytulara savurmakta…
Aslında sorular birbirine eklendikçe yapıtın içindeki “kendi” giderek saydamlaşmakta…
Yapıtın başında durup sorulan her bir sorunun belki de hiçbir yanıtı yoktur.
Duvara yazılan her yazının anlamı çözülebilmiş midir ki yapıt dile gelsin kolayca?
Dünyaya kendinden bakan bir gözün ürettiği aforizmalar yukarıdaki cümle demetleri…
Gelin çıkın işin içinden çıkabiliseniz!
Hülya Koçulu’nun resmiyle diyaloga girmek, hepimiz içın “yanıtın sorusu”nun arandığı iyi bir deneyim olacak. Dilek Karaaziz Şener Ekim 2008

Dilek Karaaziz Şener

Art Historian